Geceden sarkan uykumla zorla açık tuttuğum sağ gözümün aralığından görmüştüm onu ilkin. Ezikliği ve sindirilmişliği her halinden belliydi. Belirginleşmiş kamburu, başını yerçekiminin açlığına iteliyor ve sanki o baş, ayaklarının önüne serilmek istiyordu. Açık olan tek gözümü dersi anlatan doçente odaklamış olsam da O’nun beni izlediğini hissediyordum.
Aniden yanımda oturan “Anlamadım hocam” diyerek seslendi. Doçentin sese dönüş hızıyla sol göz kapağımı açış hızım aynıydı. Uyuduğumu kimse fark etmedi. Konunun ortasında kalıp hedef olmamak için seslenene çevirdim başımı. “Lan hıyar, biz de anlamıyoruz ama ortalığı velveleye veriyor muyuz?” diye bağırmak istedim bir an. Elde olmadan içimde çakan bu espriye gülümsedim. Bu beni şirin gösteriyor.
Konu neyi anlamadığımıza geldiğinde, doçent ağır adımlarla tahtanın sonuna kadar yürüdü. O ezikliği ve sindirilmişliği bir tek el darbesiyle çizdiği çember içine aldı. Başını kaldırmadı hiç. Doçent ismini söyledi tekrar ve tekrar konuşmasında. Epsilon sıfır.
Epsilon sıfır öyle enteresan bir sayıydı ki bir kere neredeyse sıfıra eşitti, lakin sıfır değildi. Yani çok ama çok küçüktü ama hala vardı. Çok kafa karıştırıcı şeyler bunlar. Madem yok gibi, yok olsun gitsin. Neden varolmaya çalışıyor? Bir sayı ile toplama işlemine girdiğinde kaybolup gidiyor, sonuç, ilk giren sayı. Epsilon sıfır, toplamada etkisiz eleman. Bir sayı ile çarpma işlemine giriyor, sonuç sıfır olması gerekirken, yok hayır sonuç, Epsilon sıfır. Anlaşılan bir tek çarpma işleminde kendini var edebiliyordu.
Oturtmaya çalıştım kafamda uzun bir süre. Sonra vaz geçtim. Epsilon sıfırın varlığına bir türlü anlam veremedim. Zaten o zamanlar kendi varlığıma da anlam veremiyordum. Bu yüzden kendime anlam kazandırmak yerinde olacaktı.
Kımıldadı hayatın durgun nehri, bedenimin ve ona iştirak eden bilincimin üzerinden tam 20 sene aktı.
Fransız balkonun içinden karşı mezarlığa doğru bir duman üfledim. Gökdelenlerin arasından süzüldü duman. Önce şehri, sonra kafatasımın içindeki nöron yığınını bir sis bastı. Gevşedim. Sis ağır ağır dağılırken küçük düşünce kırıntılarında sekmeye başladım. Tam bu anda karşılaştım bir kez daha onunla. Epsilon sıfır. Üstümde ne bir badhi ağacı ne de kınında ruhumu taşıyan bir katanam olmamasına rağmen küçük bir aydınlanma yaşadım.
Epsilon sıfır olmuştum ben. Çevremdeki kalabalığa katılmak istedikçe kaybolup gidiyordum. Kalabalık beni öteledikçe, beni ben yapan yüzeylere çarptıkça ancak çarpışmanın öbür tarafında yer bulabiliyordum kendime. Beni var eden tek şey çarpışmaydı. Ne kadar da ötekileşmişim. “İnsan ötekileşir mi yoksa ötekileştirilir mi? “ sorusuna yanıt aramak bile istemiyorum!
Sigara izmaritine dayandığında, ikinci aydınlanmamı yaşadım.
Epsilon sıfırı var eden tek şey çarpışma ise, varlığın kendisi, nedenini oluşturan eylemin biçimidir.
Peki ben şimdi neyim Epsilon sıfır.
Sonra kitaplarımı yaktım. Elimi kaynayan çaydanlığın buharına tuttum uzun süre. Ne olur ne olmaz diye kendimi korumak için 40 senedir dilimin altında sakladığım jileti yuttum.
